Özgür İrade Paradoksu

Özgür İrade Paradoksu

Özgür irade kavramı yüzyıllardır hem felsefe hem de bilim alanında tartışılmaktadır. Bu tartışmalar sürerken, nörobilim alanındaki gelişmeler, bize beynin işleyişi hakkında yeni bilgiler vermekte. Fakat bu yazıya nörobilim alanından değil de, determinizm yani nedensellik kavramlarından başlayacağım. İlk önce determinizm ile madde arasındaki daha sonra bu madde hareketleri ile beynin ilişkisine geçeceğiz. Öncelikle özgür irade kavramını yüzeysel olarak tanımlayacak olursak, insan dediğimiz ya da bir bilinç sahibi olarak kabul ettiğimiz canlının, karar verme aşamasında tüm etkenlerden muaf bir şekilde seçim yapabilmesidir. Eğer bir canlı, hiçbir olayın etkisi altında kalmadan tamamen kendi iradesi ile seçim yapıyorsa, özgür iradeye sahip bir varlık olarak nitelendirilir.

Determinizm nedir?

Determinizm, nedensellik ya da belirlenimcilik olarak Türkçe’ye çevrilebilir. Evrende meydana gelen tüm olayların bir nedene dayandığı ve bu olayların da sonuçlar doğurduğu, ve bu sonuçların da başka bir şeylere neden olduğu … Özetleyecek olursak, neden-sonuç -neden-sonuç ilişkisi içerisinde sonsuza kadar uzanan ve hiçbir şey tarafından müdahale edilemez bir gerçeklik. Ayıca determinizmin en güçlü dayanaklarından biri Newton’ın fizik yasaları olmuştur. Newton’ın fizik yasalarının tamamı neden – sonuç ilişkisi içerisinde açıklanabilir kuramlardır. Her ne kadar günümüzde kuantum fiziğinin olasılıksal evreni karşımıza çıksa da, burada sadece determinizm ve özgür irade arasındaki paradoksa odaklanacağız.
Her şeyin bir nedeni olduğu kabulü ile yola çıkarsak, geçmişteki ve gelecekteki tüm olayları %100 kesinlikte tahmin edebileceğimiz bir zaman var olabilir. Bunun için muazzam güçte hesaplayıcı bir makineye ihtiyacınız var. Bu makineye zamanında Laplace’ın şeytanı ismini vermişler. Bu şeytan, evrendeki tüm maddelerin konumunu, hızını, kütlesini, kısacası herşeyini biliyor ve matematiksel anlamda hesaplayabiliyorsa, gelecekte o maddenin tam olarak nerede olacağını %100 kesinlikte bilecektir. Bununla birlikte gözlemlediğimiz herşey, fizik yasaları içerisindedir ve madde ya da enerjiden ibarettir. Dolayısıyla insan beyninin de maddeden oluşmuş olduğunu biliyorsak, bu neden-sonuç ilişkisini içerisinde beynin de sürüklenip gideceği sonucuna varırız. Yani bir insan, her karar verdiğinde beyninde bir çeşit maddesel ya da kimyasal değişim olur. Bu beyinde meydana gelen her değişim Laplace’ın Şeytanı tarafından hesaplanabilirse, bir kişinin verdiği ve vereceği tüm kararları görebiliriz. Buradan hareketle;

Eğer senin atacağın adımı %100 kesinlikte tahmin edebiliyorsam, özgür değilsin!

Tüm bu deterministik felsefe içerisinde varılacak sonuç, özgür iradenin bir yanılsama olduğu ortaya çıkar. Bu argüman bir çok determinist filozof tarafından benimsenmiş ve günümüze kadar da yanlışlanabilmiş değildir. Deterministik felsefeden çıkıp, nörobilim alanındaki çalışmalara bakacak olursak, orada da benzer senaryo görülmekte. Beyin dediğimiz maddenin, manipülasyona tamamen açık olduğu ve dışarıdan aldığımız basit kimyasal maddelerin bile kararlarımızda inanılmaz etkili olduğu gözlemlenmiş. Yine burada sorulacak soru; 1 mg ağırlığında basit kimyasal bir madde bile beni 5 saat boyunca mutlu ve huzurlu kılmaya yetiyorsa, ne kadar özgürüm? Tüm bu paradokslara verilebilen en makûl cevap, kuantum mekaniğin olasılıksal evreni, özgür iradeyi mümkün kılar argümanı. Beynin çalışma prensibinin tamamen kuantum yasalarına göre olduğunu iddia eden bazı nörobilimciler, bu sayede deterministik zincirin dışına çıkıp, özgürce karar verecebileceğimizi öne sürerler. Ancak bu cevap, özgür olduğumuzu savunmak için yeterli görünmüyor. Çünkü kuantum alanındaki olasılıksallıktan doğan bir “iradenin” yine olasılık zinciri içerisinde kalması gerekiyor. Dolayısıyla kararlarımız, yine bizim müdahale edemediğimiz olasılıksal bir “şans”‘tan ibaret görünüyor.

Bilim ya da felsefe bu konuda ne derse desin, insanlar kararlarında özgür olduğunu zannetmeye devam edecek. Bu ne kadar bir yanılsama da olsa, özgür olduğumuzu düşünmek zorundayız. Eğer yönetimin bizim elimizde olmadığına inanırsak, düşeceğimiz karanlığın ve çaresizliğin içerisinde kaybolacağımızı düşünüyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: